tahtapod.com | Blog

GARK OLMAK

sine_ayrilik
Gark olduk. Neye? Zamana mı? Zamana zaten batmış durumda yaratılmışız. Gark olmak bir seçimdir. Kader ise bir olgu. Tanrısal. Bize dayatılan değil, bizim için yaratılan. O halde neye gömüldük ki böyle? Çaresizliğe mi gömülüyoruz? Gözümüz hiçbir şey görmüyor. Hiçbir şeyi tadamaz hale geliyoruz. Karanlık, bir küçük kız çocuğu gibi tatlı tatlı gülümsüyor. Çaresizliğe gömülmek bize göre değil. Biliyorum. Çünkü her zaman bir çıkış yolu olduğunu bilenlerdeniz. Olsa olsa çıkmak için sadece cesaret edemiyoruzdur. Ümitsizliğimiz her zaman beyhude. Öfkemiz saman alevi gibi. Sinirimiz ise saniyelerle ölçülecek derecede. Yalnızlığımız ve isteksizliğimiz ise aldatıcı birer histen başka bir şey değil. Bun...
Devamını Oku
  0 yorum

LAİKLİK

Din her zaman güzellikleri mi beraberinde getirir? Kesinlikle öyle bir şey yok. Din, siyasete karıştırıldığında, birilerinin koltuğunu koruyacak araca dönüştürüldüğünde, kötülüğü, merhametsizliği, cehaleti beraberinde getirir. Bunu sadece İslamiyet açısından düşünmeyin. Bütün dinlerde bu böyledir. Hristiyan toplumlar Kilise yönetimindeyken Engizisyon Mahkemeleri milletin anasını ağlatmıştı.  Paylaştığım resmi özellikle Atatürk düşmanı kadınlar görmeli.  Resimdeki kadın Afgan öğretmen Farkhunda. Para karşılığı insanlara muska yazan bir Mollaya "Bunun dinde yeri yok insanları niye kandırıyorsun" dedi ve bu hale geldi. Yakılarak öldürüldü. Bu mu istediğiniz hayat? Hiç "Bizde olmaz böy...
Devamını Oku
  0 yorum

LİNÇ - 2

​ Ne güzel söylemiş Wang Chung:  " Edebiyat, anlaması kolay yazması zor olmalıdır; anlaması zor yazması kolay değil. " Yılmaz Özdil bu tarife birebir uyuyor. "Mustafa Kemal" kitabının kolay anlaşılır olması o kitabın kaliteli olduğunu gösterir, kalitesiz olduğunu değil. Şiirle ilgilendiğimi beni takip edenler bilir. Size şiirden örnek vereyim. "Çocuklar inanın çocuklar Güzel günler göreceğiz, güneşli günler Motorları maviliklere süreceğiz Güzel günler göreceğiz, güneşli günler" Ne kadar basit duruyor değil mi? Hadi şimdi herkes otursun Nazım gibi şiir yazmaya çalışsın, bakalım kaç kişi yazabilecek. Yılmaz Özdil gibi kalem oynatmak kolay iş değil. Kolay olsaydı benzeri çok olurdu. Adam y...
Devamını Oku
  0 yorum

SEN YOKSUN....

​ Yarın 10 Kasım, yokluğunla yüzleşeceğimiz gün. Sen yoksun! Atam ben her 9 Kasım'ın ilk dakikalarında hayallere dalmaya başlıyorum. Sanki bu hayalleri kurunca 10 Kasım gelmeyecek ve biz yokluğunla yüzleşmeyeceğiz. Sen gittikten sonrada açtığın yoldan aynı hızla serüvenimize devam ettiğimizi hayal ediyorum. Bir memleketin 50 yılda yapamayacağı kalkınmayı on yılda hediye etmiştin ya yurdumuza, o hızdan bahsediyorum, o hızı kesmeden yolumuza devam ettiğimizi hayal ediyorum. Köy Enstitüleri aydınlığa boğmuş Anadolu'yu. Köyler şehre göçmüyor, her köy sanki bir şehir. Senin projendi "CUMHURİYET KÖYLERİ" Her köyde büyük bir kütüphane olmalı demiştin. Zaman değişmiş biz ona tiyatro salonunu ve sine...
Devamını Oku
  0 yorum

VATANSEVER...

​Hz. İbrahim yürüyor Sebr dağının eteğine. Elinden tutmuş oğlu Hz. İsmail'i. Yüreğinde sancı. Hakk'ın emri, lakin bir evlada kıymak kolay mı? Varıyorlar dağın eteğine. İsmail hadi baba vur satırı dercesine, boynunu uzatıyor. O boynunu uzattıkça Tanrı'ya dualar yolluyor İbrahim. "Tanrım emrin ise başımın üstüne, fakat kolay değil İsmail' e kıymak. Bana başka bir yol göster. Bu azapla yaşamak zor.". İşte tam o anda bir koç iniyor gökten ve İbrahim anlıyor, Tanrı İsmail'e kıymaz. Tanrı İsmail'e kıyanları sevmez... Omuzlara yüklenmiş Ali İsmail Korkmaz' ın tabutu. Onun tabutu omuzlarda yükseliyor, insanlık yıkılıyor. İçten içe söyleniyorum "Tanrı onları affetmeyecek." Yas tutanların ya...
Devamını Oku
  0 yorum

İLTİFAT BEKLEMEYEN MARİFETLER

Herkesin mutlaka kendine göre farklı bir hayatı ve bir hikâyesi vardır. Hasan Usta'nın hikâyesi, sadece kendine değil, onunla sohbet eden herkese farklı gelecektir. Toplumda 'On parmağında on marifet olan' insan sayısı çok değilse de Hasan Dulkadir'in marifetlerini anlatmaya on parmak yeterli gelmez, onu anlatmak için ayak parmaklarını da hesaba dahil etmek gerekir. Hem taksicilik hem de dede mesleği olan marangozluk yapan bir babanın evladı olarak 1986 yılında Malatya'nın Doğanşehir İlçesinin Sürgü Kasabasında açmış gözlerini hayata. Hasan Usta, 'Çocukluktan itibaren ahşap kokusuyla büyüdük' diyor ve gülerek devam ediyor: " Babam, taksicilik ve marangozluğun ardından iş makinesi operatörü o...
Devamını Oku
  0 yorum

DEVRİM

Dolmuşun arka koltuğunda dört arkadaş oturuyor, onların önünde oturan ise çocukluktan gençliğe yeni yeni adım atan bir kardeşimiz.

Dört arkadaş, genç kardeşimize agresif şekilde bir şeyler soruyorlar.

Kardeşimizden cevap yok, çünkü işitme engelli.

O sual her neyse bu defa daha hararetli şekilde soruyorlar.

Kardeşimiz tedirgin hareketlerle işitme engelli olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Ama ne fayda! En basit dert bile anlamak istemeyene anlatılamaz.

İçlerinden bir tanesi yumruklamaya başlıyor genç kardeşimizi, sonra diğeri, sonra öteki....

Dolmuş şoförü durduruyor dolmuşu ve olaya müdahale ediyor. Olay sona erdiğinde işitme engelli kardeşimizin yüzü darmadağın!

Devamını Oku
  0 yorum

SORUŞTURMA!

​ Başından söyleyeyim bu yazı Canan Kaftancıoğlu'na açılan soruşturma ile ilgili ve bu yazı "Oh olsun!","Hak etti!" yazısı değil. Umarım meramım doğru anlaşılır. Soruşturma açılacağını tahmin ettiğim için bu duruma şaşırmadım.  Dünden beri tepkileri dikkatlice takip ettim. Tepki gösteren üç tane cenah var. Kaleme aldığım yazının doğru anlaşılması için bu kesimlerin tepkilerine göz atmak gerekli.  CHP tabanı muazzam bir tepki gösterdi ve bunu gerçekten takdir ettim. AKP tabanı ise "Bunlar gayrı milli" muhabbetleri yaptı, buna sadece güldüm. MHP tabanı demeyeceğim, çünkü MHP'de taban kalmadı, sadece tavan var (Adamlar tabansız havada durarak, yer çekimine resmen meydan okuyorlar) Onl...
Devamını Oku
  0 yorum

CHP

​ Türkiye şartları işte hiç aklına gelmeyecek işler yaptırıyor adama. Yani günün birinde bir Ülkücü olarak CHP'li arkadaşlardan ricada bulunacağım hiç aklıma gelmezdi. CHP'li arkadaşım isyan et artık, isyan et! Yahu ölüm yok ki bunun sonunda, en fazla sizlerde bizler gibi partiden kovulursunuz. Şimdi mevzuya gelelim Şahsen bir Atatürk düşmanı bana "Senin yazılarını, şiirlerini çok beğeniyorum, destekliyorum seni" dese "Manyak mısın lan sen, ruh sağlığın mı bozuk?!" derim. Aynı şey senin içinde geçerli, sen Atatürk'ün partisisin, Atatürk düşmanının senin partinde işi ne? Senin neyini beğenip, desteklesin? Hiç sormuyor musun bu soruları kendine? Atatürk'ün ilkeleri belli, bu ilkeler CHP'nin de...
Devamını Oku
  0 yorum

KABADAYI

Anadolu'nun köy ve kazalarında "Kabadayı" kelimesi şehirlerde kullanıldığı anlamı ile kullanılmaz. Mesela doğduğum topraklarda bir delikanlı şık bir kıyafet giyse, büyükleri delikanlıyı "Anaaa ne kabadayı oldun sen yaaf" diyerek över. İşten yorgun argın gelseniz, anneniz yorgunluğunuzu "Kabadayı adama iş koyar mı hiç?!" diyerek alır. Hele bir mazlumun hakkını zalimin elinden almışsanız, mahalleniz "Ne kabadayı be!" nidalarıyla dolar taşar. Çocuktum, kahvenin etrafında mıydık, yoksa bir dükkanda mı tam olarak hatırlamıyorum. Sadece hatırımda olan o bey amcanın yüz ifadesi ve söylediği o söz. Bey amca televizyon ekranına kilitlenmişti, gözlerini kısmış pür dikkat ekranda ki adamı dinliyordu. O...
Devamını Oku
  0 yorum